Kurupelit Marina projesi! Bilirkişi Raporu ve Mimarlar Odası açıklaması!
Samsun'da tartışılan Samsun Büyükşehir Belediyesi'nin Kurupelit Yat Limanı projesi ile ilgili köşe yazısı yazan Samsun Kent Haber köşe yazarı Mimar İshak Memişoğlu, yazısında Kurupelit Marina projesi ile ilgili yayımlanan bilirkişi raporu ve Mimarlar Odası'nın açıklamasını değinerek, "1,54 milyarlık proje tamamlandığında, o kıyıya kimler ulaşabilecek?" dedi.
Kurupelit Marina'da ilk projeye bilirkişi 'Olmaz' dedi! Peki ya şimdi?
Samsun’un Atakum ilçesindeki Kurupelit Burnu’nda yıllardır süren bir yat limanı hikâyesi var.
Hikâyenin tarafları belli: Bir tarafta “Bölgeyi turizm merkezi yapacağız” diyenler, diğer tarafta “Kıyı halkındır” diyerek itiraz edenler. Arada ise bilirkişi raporları, mahkeme kararları, ÇED süreçleri, belediye meclisleri ve kamu kurumlarının görüşleri...
Kısacası, Türkiye’de şehircilik ve kıyı mücadelesinin tipik bir örneği.
Ama bu kez meseleye başka bir açıdan bakmak istiyorum. Bilirkişi heyetinin raporda söyledikleri ile bu raporu kamuoyuna aktaranların yorumları arasında ortaya çıkan anlam farkı, benim de bir kez daha projeye bakmama neden oldu.
Geçtiğimiz günlerde Samsun 3. İdare Mahkemesi’ne sunulan bilirkişi raporu, 2024 yılında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından onaylanan Kurupelit Yat Limanı imar planı değişikliğini ayrıntılı biçimde incelemiş.
Sonuç açık: "Dava konusu imar planı değişikliği, mevcut haliyle teknik ve planlama yönünden uygun değildir."
Bilirkişi heyeti, raporun sonuç bölümünde bu kanaate neden ulaştığını da sıralamış. Önce mevcut duruma bakalım.
Liman içerisinde su sirkülasyonunun yetersiz olduğu, kirlilik, kumlanma ve sığlaşma sorunlarının bulunduğu, mevcut yapılarda hasarlar oluştuğu tespit edilmiş.
Peki 2024 projesi bu sorunları çözüyor mu?
Bilirkişi değerlendirmesine göre sorunların yalnızca plan değişikliğiyle kendiliğinden ortadan kalkması söz konusu değil. Liman içerisinde kanal açılması, periyodik dip taraması yapılması, kum besleme uygulanması ve atık yönetiminin sürekli işletilmesi gibi tedbirler gerekiyor.
Başka bir ifadeyle mesele, yalnızca yeni bir yapı yapmak değil; yapılan yapının çevresel etkilerini sürekli olarak yönetmek. Bu da uzun yıllar devam edecek mühendislik ve işletme tedbirlerini gerektiriyor. Bu tedbirlerin herhangi bir nedenle aksaması halinde, limanın yeniden kirlilik, kumlanma ve sığlaşma sorunlarıyla karşılaşması ihtimali göz ardı edilemez. Mesele sadece mendirek değil!
Bilirkişi heyeti yalnızca teknik sorunlara bakmamış, projenin niteliğini de değerlendirmiş. Çünkü söz konusu proje yalnızca mevcut mendireğin veya limanın rehabilitasyonu değil. Yeni dalgakıranlar, geniş dolgu alanları, ticari alanlar, sosyal tesisler ve konaklama birimleriyle birlikte kıyının kullanım karakterini değiştiren yeni bir düzenleme söz konusu.
Burada doğal olarak Kıyı Kanunu’nun temel ilkesi gündeme geliyor:
Kıyılar herkesin eşit ve serbest kullanımına açıktır. Bilirkişi raporunda üst ölçekli planlarla ilgili değerlendirmeler de dikkat çekici.
1/100.000 ve 1/50.000 ölçekli Çevre Düzeni Planlarında alanın kentsel konut/yerleşik alan niteliğinde gösterildiği, yat limanı kullanımının öngörülmediği belirtiliyor.
Bütünleşik Kıyı Alanları Strateji Planı bakımından da alanın 1B kategorisinde değerlendirilmesinin planlama açısından ayrıca ele alınması gerektiği ifade ediliyor. Yani mesele yalnızca 'marina yapılmalı mı, yapılmamalı mı?' sorusundan ibaret değil. Plan hiyerarşisi, kıyının kullanım biçimi ve kamusal yarar da tartışmanın içinde.
Ulaşım meselesi...
Bilirkişi raporunda ulaşım konusu da ayrıca değerlendirilmiş. Yat limanı, ticari alanlar, otel, sosyal tesisler ve yüzlerce araçlık otoparkın oluşturacağı ilave ulaşım talebinin mevcut ulaşım sistemi üzerindeki etkisinin yeterince ortaya konulması gerekiyor.
Burada özellikle 2025 projesinde öngörülen 718 araçlık otopark dikkat çekiyor.
Mevcut iki şeritli sahil yolunun böylesine büyük bir yatırımın oluşturacağı trafik yükünü nasıl karşılayacağı sorusu, yalnızca 'otopark yapılacak' denilerek geçiştirilebilecek bir konu değil.
Kamu yararı da yalnızca 'turizm gelirleri artacaktır' hesabına indirgenemez.
Kıyıların korunması, çevresel etkiler, kamusal kullanım hakkı, ulaşım altyapısı ve uzun vadede kıyı sisteminde meydana gelebilecek değişiklikler birlikte değerlendirilmelidir.
Bilirkişi heyetinin vardığı sonuç da bu noktada oldukça açık:
Dava konusu plan değişikliği; şehircilik ilkeleri, planlama esasları, kamu yararı, kıyı mevzuatı ve çevresel sürdürülebilirlik açısından yeterli ve bütüncül biçimde değerlendirilmemiştir. Ve bu nedenle teknik ve planlama yönünden uygun bulunmamıştır.
Tam bu noktada Mimarlar Odası Samsun Şubesi’nin bilirkişi raporu sonrasında yaptığı basın açıklamasına bakmak gerekiyor. Oda açıklamasında bilirkişi raporundaki bu değerlendirmeyi aktarmış ve dava konusu plan değişikliğinin teknik ve planlama yönünden uygun bulunmadığını belirtmiş.
Ancak yeni marina projesinden söz ederken ise şu ifadeyi kullanmış:
"Yeni hazırlanacak planda ise mevcut yat limanının marinaya dönüştürülmesi, mevcut durumda hatalı olduğu değerlendirilen mendirek bölümünün düzeltilmesi ve yat limanı içerisine akan derenin liman dışına alınması öngörülmektedir."
Bu açıklamadan kamuoyunda şöyle bir algı oluşması mümkün:
2024 projesinde bazı sorunlar vardı, bilirkişi bunları tespit etti; 2025 yılında hazırlanan yeni projede ise bu sorunlar giderildi ve proje daha doğru bir zemine oturtuldu.
Peki gerçekten durum böyle mi? Bence asıl sorulması gereken soru bu.
2024 projesinden 2025 projesine ne değişti?
Bildiğimiz son haliyle yeni projenin dava konusu projeden temel farklarından biri, dava konusu projede ana mendireğin mevcut konumundan daha açığa yeniden inşa edilmesi, mevcut mendireğin kaldırılması. Bunun yanında yeni mendireğin neden olacağı ilave kıyı etkileri, Dava konusu projede yaklaşık 170.000 metrekare dolgu öngörülmesi ve yeni projeden yaklaşık 70.000 metrekare daha fazla dolgu alanı oluşturulması dikkat çekiyor.
Buna karşılık projenin geri kalan plan kararlarının önemli bir bölümünün dava konusu projeyle büyük ölçüde aynı kaldığı görülüyor. İşte burada şu soru ortaya çıkıyor:
Bilirkişi raporunda kamu yararı, şehircilik ve planlama ilkeleri bakımından sorunlu bulunan hususlar yeni projede de korunuyorsa, yeni projenin bu ilkeler açısından uygunluğu nerede başlıyor?
BenceKurupelit Marina tartışmasının asıl sorusu budur. Bilirkişi raporu yeni proje için ne söylüyor?
2024 projesinin ardından Bakanlık tarafından 2025 yılında yeni bir proje hazırlandı. Yeni proje, 2024 projesine göre daha büyük ve daha kapsamlı.
Projede; 314 tekne kapasitesi, 5 adet 50 metrelik süper yat rıhtımı, 1.120 metre ana mendirek, 380 metre mahmuz, 1.030 metre rıhtım, 7 adet yüzer iskele, yaklaşık 20.000 m² ticari alan, 60 odalı otel, konferans salonu, havuz ve 718 araçlık otopark öngörülüyor.
Yatırım bedelinin ise yaklaşık 1,54 milyar TL olduğu belirtiliyor.
Kısacası 2024 projesinde bilirkişi tarafından eleştirilen kıyı kullanımındaki dönüşüm ve yapılaşma baskısının, 2025 projesinde ortadan kalktığını söylemek kolay değil. Hatta bazı yönlerden daha da büyüdüğü görülüyor.
Örneğin yapılaşma koşullarının emsal 0,20 seviyesine çıkarılması, ticari kullanımların genişlemesi ve kıyıya yönelik yapısal müdahalelerin artması, 2025 projesinin ölçeğinin küçülmediğini gösteriyor. Mimarlar Odası’nın 'görüşlerimiz dikkate alındı' şeklindeki açıklaması da, bu nedenle ayrıca değerlendirilmelidir.
Burada kamuoyunun bilmesi gereken birkaç basit soru var:
Hangi görüşler dikkate alındı?
Hangi proje kararları bu görüşler doğrultusunda değiştirildi?
Bilirkişi raporunda teknik ve planlama yönünden uygun bulunmayan hangi hususlar yeni projede giderildi?
Ve daha önemlisi:
Giderildiği söylenen hususlar, ileride yapılacak hukuki denetim bakımından projenin yeterliliğini gerçekten sağlayacak nitelikte mi?
Projenin gerçekten sağlıklı bir zemine oturtulması bakımından bunların belgeleriyle birlikte ortaya konulması gerekir.
Çünkü mesele 'marina yapılsın mı, yapılmasın mı?' tartışmasından çok daha farklı bir noktaya gelmiş durumda. Mesele, nasıl bir marina yapılacağı meselesidir.
Bu yazıyı okuyan bazı okurlarımın şöyle diyeceğini tahmin ediyorum:
"İshak Memişoğlu, sen daha önce marina projesi için olumlu görüşler içeren yazılar yazmadın mı? Şimdi ne değişti?"
Haklısınız.
Benim Kurupelit Marina konusundaki görüşüm değişmedi. Kurupelit Marina’nın mevcut durumunun rehabilite edilerek; çevresel koşullara uyumlu, kıyının kamusal kullanımını koruyan, kamu yararını önceleyen ve kentlilerin kıyıya erişimini birinci planda tutan bir proje anlayışıyla ele alınması halinde Samsun için yararlı olabileceğini düşünüyorum.
Benim itirazım marina fikrine değil. Marina yapılırken kıyının nasıl kullanılacağına, kamu yararının nasıl tanımlanacağına ve projenin şehircilik, planlama, çevre ve kıyı mevzuatı açısından hangi zemine oturtulacağına. Bu nedenle yeni marina projesine, dava konusu 2024 projesi hakkında hazırlanmış bilirkişi raporunu bir ayna olarak tutmak istedim.
Çünkü aynı alanda, aynı kıyıda ve büyük ölçüde aynı planlama kararları üzerinden daha büyük bir proje hazırlanıyorsa, önceki projeye ilişkin tespitlerin yeni proje açısından neden geçerli olmadığının da açıklanması gerekir. Burada yapılması gereken, 'Yeni proje eskisinden farklı' demekle yetinmek değil; hangi sorunların nasıl giderildiğini belgelemek olmalıdır.
Bir noktayı daha açıkça ifade etmek istiyorum. Projenin ilerleyen aşamalarında açıklandığı gibi yatırımın tamamının yap-işlet-devret modeliyle gerçekleştirilmesi halinde, yukarıda saydığım kamusal faydaların ne ölçüde gerçekleşebileceği konusunda ciddi bir endişe taşıyorum.
Çünkü kamu kaynaklarıyla, kamu adına gerçekleştirilen bir kıyı yatırımının sonunda kıyının kullanım biçimi değişiyor ve kamuya ait olması gereken kullanım alanları ticari işletme mantığıyla yönetiliyorsa, 'kamu yararı' kavramının yalnızca yatırımın büyüklüğü veya yaratacağı ekonomik hareketlilik üzerinden değerlendirilmesi yeterli olmaz. Son söz elbette yine mahkemede, yine bilirkişide ve yine kamuoyunda olacak.
Ama bir şeyi unutmamak gerekiyor: Kurupelit’te kıyılar hâlâ herkesin. En azından Kıyı Kanunu bize bunu söylüyor.
Peki 1,54 milyarlık proje tamamlandığında, o kıyıya kimler ulaşabilecek?
Bence bugün sormamız gereken en önemli soru bu.
Özetle; 2024 projesine bilirkişi 'mevcut haliyle uygun değildir' dedi.
Şimdi önümüzde yeni bir proje var. O halde yeni projenin kendisine sorulması gereken soru da son derece basit!
Bilirkişinin 'uygun değil' dediği nedenlerden, hangisini gerçekten ortadan kaldırdınız?
Bu sorunun cevabını paftalarda, plan notlarında, bilimsel raporlarda ve kurum görüşlerinde görebiliyorsak mesele yok. Göremiyorsak tartışma henüz bitmemiş demektir.
Yorumlar (1)
İsak. Memişoğlu nun görüşlerinin hemen hemen tamamına katılıyorum
Marina değil kıyıda Kıyı Yasasına aykırı ticari alan yapılması amaclanmaktadir





