Samsun Yurt Savunma

AK Parti'nin üye sayısı! Millet artık gerçek hayata bakıyor!

Samsun Kent Haber köşe yazarı Av.Dr. Tufan Akcagöz, AK Parti'nin açıklanan üye sayısı ile ilgili yazdığı köşe yazısında, Evet, AK Parti kalabalık bir aile olabilir. Ama kalabalık olmak, mutlu olmak demek değildir. Albüm kabarık olabilir, ama millet artık fotoğrafa değil, gerçek hayata bakıyor." dedi.


11,5 Milyonluk Aile Albümü

Yargıtay açıklamış, rakamlar konuşmuş: AK Parti’nin üye sayısı 11 milyon 543 bin 301 olmuş. İl Başkanı Sayın Mehmet Köse de haklı bir gururla ilan ediyor: "AK Parti Türkiye’nin en geniş ailesi"

Doğrudur. Hatta yanlış anlaşılmasın, bu saatten sonra aile değil, sülale demek daha yerinde olabilir.

Ama gelin bu mutlu aile tablosuna biraz yakından bakalım. Hani düğünlerde çekilen o kalabalık fotoğraflar vardır ya.. Herkes gülüyor, herkes mutlu, ama fotoğrafın dışında kalan borç defteri, mutfaktaki boş tencere, elektrik faturası kadrajın dışında tutulur. İşte bu haber de biraz öyle.

"Sahaya dayalı siyaset" deniliyor. Sahaya iniliyor mu? Elbette. Sahaya iniliyor ama genellikle seçimden seçime. O saha da çoğu zaman halı saha değil, daha çok protokol çadırı. Gerçek sahanın adı ise pazaryeri. Orada domatesi eline alıp bırakırken “Bu fiyat ne?” diye soran milyonlar var. Onların kaçının bu büyük ailenin sofraya oturabildiği ise ayrı bir muamma.

Üye sayısındaki artış liderliğe duyulan güvenin göstergesiymiş. Güzel. Ama aynı ülkede gençlerin 'ilk fırsatta yurtdışına nasıl giderim' diye Google’a yazması neyin göstergesi? Emeklinin maaş günü gelmeden borçlanması hangi vizyonun yansıması? Asgari ücretlinin ayın ortasında cüzdanına bakıp iç çekmesi hangi aile sıcaklığına dâhil?

Ve asıl soru tam da burada başlıyor.
Bu 11,5 milyonun ne kadarı gerçekten gönülden? Ne kadarı isteyerek, inanarak, içinden gelerek bu aileye katılmış?

Türkiye’de uzun süredir herkesin bildiği ama yüksek sesle konuşmaktan çekindiği bir gerçek var: Üyelik bazen bir tercih değil, bir zorunluluk gibi sunuluyor. İş başvurularında, kamu kapılarında, ihalelerde, tayinlerde, hatta en sıradan bürokratik işlemlerde bile “bir yerden tanıdık olmak” hâlâ altın anahtar sayılıyor. O anahtarın üzerinde hangi amblemin bulunduğu ise malum.

İnsanlar 'daha kolay işim görülsün', 'sorun çıkmasın',  'göze batmayayım' diye form dolduruyor. Bazıları kapıdan çevrilmemek için, bazıları sırf dışlanmamak için. Üyelik kartı, bir aidiyet belgesinden çok, bir sigorta poliçesine dönüşüyor. Gönül bağıyla değil, mecburiyetle kurulan ilişkiler bunlar.

'Biz büyük bir aileyiz' deniyor. Evet ama bu ailede roller biraz karışık. Bazıları salonun baş köşesinde oturuyor, bazıları mutfağa bile giremiyor. Bazıları her gün et yiyor, bazıları eti bayramdan bayrama hatırlıyor. Aile büyükleri konuşuyor, küçüklerin sözü 'şimdi sırası değil' diye erteleniyor. Ama fotoğraf çekilirken herkes kadraja çağrılıyor, orası net.

11,5 milyon üye.. Kağıt üzerinde muazzam.
Ama siyasette asıl soru şu: Bu insanlar gerçekten üye mi, yoksa mecbur bırakılmış mı?

İltimasın ödül, tarafsızlığın risk sayıldığı bir düzende, insanlar istemeye istemeye bazı yollara tevessül edebiliyor. Bugün üye olanların bir kısmı, yarın ilk fırsatta sessizce uzaklaşıyorsa, bu bir sadakat sorunu değil; bu bir gönül kopukluğu göstergesidir.

Türkiye Yüzyılı deniliyor. Güzel bir başlık. Ama yüzyıl dediğin biraz da refahla, adaletle, liyakatle ölçülür. Yüzyılın ölçüsü sadece üye sayısıysa, o zaman süper lig değil, süper liste oynuyoruz demektir.

Son söz:
Evet, AK Parti kalabalık bir aile olabilir.
Ama kalabalık olmak, mutlu olmak demek değildir.
Gerçek aile; kimsenin mecbur hissetmediği, kimsenin 'üye olmazsam dışlanır mıyım?' korkusu yaşamadığı yerdir.

Albüm kabarık olabilir…
Ama millet artık fotoğrafa değil, 
gerçek hayata bakıyor.